19 Eylül 2012 Çarşamba

Ajda Pekkan - Kuruçeşme Arena 18.09.2012

  18 Eylül 2012.... Saatler öğlen biri çeyrek geçe internete bir haber düştü. Bu haber ne yazık ki son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz ancak sanılanın aksine 'alışamadığımız', 'kanıksayamadığımız' bir durumun yinelendiği bilgisini veriyordu. Bingöl- Muş Karayolu üzerinde 11 Evler mevki yakınından askeri bir konvoy geçerken bir saldırı gerçekleşmişti. Teröristler konvoyda bulunan ve askerleri taşıdığı belirtilen sivil bir otobüse ilk önce roketatarla, ardından uzun namlulu silahlarla saldırmışlardı. 2012 yılının Eylül ayının 3. Salı'sında bu kez Bingöl'den ölüm haberleri almaya başladık. Bu kez 9 Mehmetçik daha şehit düştü.
   O Salı günü, benzeri haberler aldığımız günlerdeki gibi buruk, mutsuz, öfkeli, sinirli bir gün geçirdim. Çalıştığım ofiste oturmuş, çocukluk yıllarımda TRT Ana Haber bültenlerinde şehit haberleri verilen günlerden bu yana, hiç bir şeyin değişmediğini düşünüyordum. İktidarlar değişmişti, sermaye 'laf'ta el değiştirmişti ancak ölümler bitmek bilmiyordu. Canlar yanmaya devam ediyordu.
   Geçtiğimiz aylarda Erdek'ten İstanbul'a gelirken uğradığımız belde otobüs garajlarından birinde, gündüz vakti asker uğurlayan küçük bir gruba rast gelmiştim. Sarı saçlı bir çocuk annesi, babası, dedesi, akrabaları ve yakın arkadaşlarınca yolcu ediliyordu; davul, zurnalı, sazlı sözlü bir uğurlama. Şanlı bir tören üç, beş kişilik.  Ofis çıkışında ozcadısı'nın tweetini okuduğumda yolda yürüyordum. 'Kazakları, pantolonları ile mi öldü çocuklar?' gibi bir soru sormuştu. Olduğum yerde donakaldım ve üst üste gelen haberlerin hepsinin acısını tek solukta hıçkırıklarıma kattım. Çaresizliğim  gözümden yaş oldu aktı. Harbe gitmemiş olan sarı, siyah, kahverengi, kızıl saçlı çocuklar ölüp duruyordu. Küçücük kızların hayatı kapkara boyanıyor, kimse ceza bile almıyordu. Umutsuzluk çöreklendi yüreğimin orta yerine.
   Akşama Kuruçeşme Arena'daki Ajda Pekkan konserine 3 tane biletim var; ben, annem ve arkadaşım Tuba için. Gün boyu BKM'ye 'Konser ertelenecek mi?' diye sormuş, olumlu, olumsuz yanıt alamamışım. Zaten aslında 4 Eylül'de olan konser, o sırada ölen çocuklara saygı nedeniyle ertelenmiş. Eve doğru yürürken yol boyunca ne yapacağıma karar veremedim. Ancak 19,20,21 yaşında çocukları düşündüğümde ne yapacağıma karar verebildim.
   Onların yaşayacak başka günü kalmamıştı. Görecekleri, deneyimleyecekleri, bilecekleri, dinleyecekleri her ne varsa şimdiye kadar olup, bitmişti. Artık, başkaları için günleri yoktu ne yazık ki. Oysa ben yaşıyordum ve hala elimden nüfus cüzdanımı almamışlardı. İçimden yaşam enerjimi çekip çıkaramamışlardı. Sokakta yürürken hiç beklemediğim bir anda ölebileceğim bir dünyada yaşıyordum. Benimle aynı kaderi paylaşan milyarlar, her nedense buna karar veren yüzler ya da binleri durdurmayı başaramıyorduk. 
   Şartlar böyleyken ve gündelik hayat parantez içine alındığında benim algıladığım ve yaşadığım hayat, sadece benim deneyimlerimle sınırlıyken 'yaşama'ya karar verdim. Büzüşen dudaklarımı ve çatık kaşlarımı evde bırakarak sokağa çıktım. Kadıköy Beşiktaş İskelesi'nin önünde annem ve Tuba ile buluşarak, Kuruçeşme Arena'ya giden tekneye bindik. Tuba'yı görünce aklıma geldi; ortak bir arkadaşımıza daha evvelsi gün deri kanseri teşhisi konmuştu. 'O nasıl?' diye sordum. 'Konsere gideceğimizi duyunca kıskandı' dedi. Kanser gibi bir illete rağmen yaşama sevincini koruyabiliyorsa insan, her şeyden önce öleceğini bile bile yaşayabilen tek varlıksa insan, ben de pekala Ajda Pekkan'ın Kuruçeşme Arena konserinin hakkını verebilirdim.

                *                                                            *                                                           *
     Konser alanına vardığımızda 'malum' Ajda Pekkan hayranları olan binlerce süslü, püslü, havalı kadın tarafından karşılandık. Sanat hayatına sinemayla başlayan Süperstar, zannediyorum ki 1964'te müzik kariyerine başladığı günden, bugüne kadar izleyicileri için aynı zamanda bir stil ikonu, bir yol gösterici, çığır açıcı da olmuştur. En azından ben 1992 çıkışlı albümü 'Hoş Gör Sen'in kapağını eline alıp, kuaförlere 'Saçımı böyle kes şekerim' diyerek koşan kadınları gözlerimle görmüştüm. Tek kanallı dönemde televizyonda gördüğümüz en modern kadının da şüphesiz kendisi olduğunu söyleyebilirim. Hal böyle olunca havalı kadınların Ana Kraliçeleri'ni onurlandırmaya gelmiş olmaları hiç de şaşırtıcı değildi.


       Nitekim konserin ana sponsorluğu da Ajda Pekkan'ın bana sorarsanız geç kalınmış projesi, yepyeni markası 'Ajdamoda' tarafından üstlenilmişti. Bu yaz Kuruçeşme Arena'da verilen konserlerin aynı zamanda markanın büyük lansman toplantıları olduğunu da söyleyebiliriz. Konser boyunca arkadaki ekranda yer alan yer yer 3 boyutlu olan şovun hazırlıkları Los Angeles ve İstanbul'da yapılmış. 
         Ajda Pekkan konserini, arkasında uçup kaçan dansçılarının şovuyla 'Yeniden Başlasın'ı söyleyerek açtı.  Arkasından da 'Ağlar mı, güler mi?', 'Yakar Geçerim', 'Vitrin' ve 'Flu Gibi' şarkılarını seslendirdi. Bütün bu şarkılara da az önce sözünü etmiş olduğum 3 boyutlu şov eşlik etti. 
         Konserin en şanssızı zannediyorum ki, Ajda Pekkan gibi bir kadının yanında üzerine siyah bir mayo giyerek sahneye çıkmasıyla özgüven şovu yapan Ömür Gedik'ti. Zira az önce saldırıya uğramış gibi duran sarı peruğu ve geçtiğimiz yazın en popüler şarkılarından, söz ve bestesi Tarkan'a ait olan 'Yakar Geçerim'in sözlerini bir türlü ezberleyememiş haliyle, manasızca ağzını kocaman kocaman açıp kapayarak, nazikçe ifade edecek olursam 'kendini rezil etti'. Hele bir de Ajda Pekkan'dan söz konusu performansın  daha önce televizyonda gerçekleştirilmiş olduğunu öğrendiğimde, provalı Ömür Hanım'ı iyice kınadım. Diyeceksiniz ki onca kalabalığın önünde sahneye çıkmak her yiğidin harcı değil. Ben de o zaman derim ki 'Davul bile dengi, dengine. Ne işin var orada senin Emine?'.
        4 Eylül'de ertelenen konser için seyircisinden özür dileyen diva, kendisi de bir asker kızı olarak terörü lanetledi. 'Bu acılar bitsin diye sahnedeyim. Çünkü bizleri korkutmamaları, korkutamamaları gerekiyor, buna inanıyorum. Onun için teşekkür ediyorum geldiğiniz için. Bana verdiğiniz güç için, bize verdiğiniz güç için, sanata verdiğiniz güç için herşeyden önce' dedi. Sözlerini sona erdirdikten sonra da benim şahsen en sevdiğim Ajda Pekkan şarkılarından biri olan 'Ağlama Anne'yi tüm anneler için seslendirdi. O sırada annemle duygusal anlar yaşayamadık çünkü kendisi gözleri görmediği halde bir gözlük edinmediğinden bizim yanımızdan ayrılarak sahneye daha yakın bir yerlere doğru ilerlemişti.



         Üst üste kaç şarkı söyledi, inanın saymadım, bilmiyorum. Şarkıları not da düşmedim bu sefer. Ancak her şarkıya eşlik ettiğimi, dans ettiğimi ve hep beraber çok güzel anları paylaştığımızı söyleyebilirim. Konserde Ajda Pekkan'a daha önce de belirttiğim gibi kalabalık bir dansçı grubu eşlik etti. Her halinden üzerinde düşünülmüş, özenilmiş bir şov hazırlandığını söyleyebilirirm. Belli ki yine her şeyi düşünmek Ajda'nın kendisine kalmıştı. Ancak dansçıların kostümleriyle ilgili bir eleştirim olacak. Kostümler yer yer 'Dünyayı Kurtaran Adam' filmindeki uzaylıları hatırlatıyordu. Dans şovları ise başarılı olmasıyla birlikte, yer yer Ajda Pekkan konserinden çok 'Yetenek Sizsiniz Türkiye' programına uygun formattaydı. Anlayacağınız konserin müzik yönetmeni Taşkın Sabah'ın başarısı, sanat yönetiminde ne yazık ki yoktu. Sahnedeki Süperstar'a çok daha güzel akışı olan bir şov yaraşır. Birbirini takip eden, bir anlam ya da ahenk içeren bir şov. Eğer kendisine bu konuda yardımcı olabilen kimse yoksa, buradan ilanımdır ben gönüllüyüm yaratıcı yönetmenliğini yapmaya. Ne stilistim, ne kareograf ancak bu konuda iddialı olduğumu söyleyebilirim! 
      


         'Yaz Yaz Yaz', 'Uykusuz Her Gece' ve ' O Benim Dünyam'ı Ajda Pekkan'dan aynalarla kaplanmış platform ile üzerimize yükseldiği sırada dinledik. Oldukça hoş bir deneyim olduğunu ve bu durumdan en çok arka sıradaki seyircilerin yararlandığını söyleyebilirim. Ajda'ya bir diğer vinçle yukarı kaldırılarak, seyircilerin üzerinde uçma deneyimi yaşatılan DJ Burak Yeter de eşlik ediyordu.

         Konserin ikinci yarısında sahnede ilk önce bir direk dansıçısı (pole dancer) şov yaptı. Ardından Ajda Pekkan bu sefer sahneye turuncu dantelden streç tulumuyla çıktı.  Bislerle beraber 3 kez 'Yakar Geçerim'i dinlediğimiz konserde, 'Oyalama Beni', ' Ah Ne Varsa Bende Var', 'Trilaylayli', 'Resim', 'Arada Sırada', 'Boş Sokak' da kendisinin seslendirdiğini hatırladığım diğer şarkıları. Beni en çok şaşırtan an ise Ajda'nın 'Nossa Nossa'yı seslendirdiği an oldu. O an, 7'den 70'e herkesin dikkatini çekebilmenin, sevgisini kazanabilmenin nasıl mümkün olduğunu bir kez daha anladım. Mana veremediğim performans sırasında aklıma, bizim apartmanın önünde oyun oynayan henüz ilkokula yeni başlamış kız çocukları geldi. Biri diğerine doğru eğilip 'Ben sözlerini biliyorum, söyleyeyim mi?' dediğinde 6 yaşında çocuğun ağzından çıkmasını beklemediğim bu sözleri duymuştum. Ajda da bizden ne kadar genç ve önyargısız olduğunu da böylece ispat etmiş oluyor. 
           Ne yazık ki ismini bilmediğim bir vokalisti ile albümünde yer verdiği, beyefendiye ait şarkısını birlikte seslendirdiler sahnede. Derken ikinci yarı da sona erdi. Alkışların ardından bis için sahneye çıkan Ajda, üst üste şarkılar seslendirdi. 'Başka bir emriniz?' diye söyleyeceği şarkıları seyircisinin istekleri arasından seçti. Derken her güzel şeyin bittiği gibi, konser de sona erdi. Ajda sahneye ışıklar arasından çıktığı dev kapıdan, bu kez geri gelmemek üzere içeri girdi.

  
           
          


        

    

15 Eylül 2012 Cumartesi

Stevie Wonder - Maçka Küçükçiftlik Park 14.09.2012

   'You gotta be cool, you gott be calm, you gotta stay together... All I know, all I know; love will save the day' ... İnönü Stadı'ndan yukarı Maçka'ya doğru uzanan kalabalığı yararak, konser alanına girdiğimde kulağıma bu sözler çalındı. İstanbul, pardon Türkiye'nin Stevie Wonder'a hasret kalmış binlerini, Küçükçiftlik Park'ta, sesi kim bilir hangi müzikçalardan yükselen Des'ree karşılıyordu. Bugüne kadar gördüğüm en Birleşmiş Milletler konser seyircisiyle de bu vesileyle karşılaşmış oldum. Nadir konser vermesiyle tanınan efsaneyi, ecnebiler de dinlemeye gelmişlerdi.
   Twitter'dan öğrendiğimiz kadarıyla yerli efsane Fuat Güner ve Kerem Görsev de kendisini dinlemek üzere konser alanında hazır bulunuyorlardı. Az verenin candan, çok verenin maldan vermiş olduğu su götürmez bir gerçekti. Eskiden koltuksuz konserlerin biletleri belirli bir fiyatla satılır, sahne önünde yer kapmak isteyenler de erkenden kuyruğa girerlerdi. Sevdiği sanatçıyı kanlı canlı dinleyecek olmanın heyecanını taşıyanlar, genellikle sahneye çıkan kişiye ilk şarkıdan itibaren eksiksiz eşlik ederlerdi. Ammavelakin sahne önlerini, biletleri yüksek fiyatlardan satılmaya başlayalı beri, sırf sosyal etkinliklerden geri kalmamacıların istila etmesiyle birlikte bu değişti. Şimdi sahneye çıkan sanatçılar, yüzlerini seçebildikleri arasında, şarkılarına eşlik edebilen çok az kişi görebiliyor. Bu kişiler de her nedense  tezahüratlara ve alkışlara pek isteksiz yanaşıyor. Nedendir, bilinmez.
    Konserle ilgili söyleyeceğim ilk şey; 'Hayır, Stevie Wonder İstanbul konserinde 'Part Time Lover'ı söylemedi'. Altını önemle çiziyorum zira konsere gelen herkes, etrafındaki kalabalık içindeki  en az bir kişiden bununla ilgili yakınma duymuştur diye tahmin ediyorum. Meslektaşlarından  İstanbul'u dinlemiş, hatta İstanbul'a kesinlikle gelmesi tavsiye edilmiş olan Stevie Wonder sahneye konser kapısı önünde satılmakta olan, üzerinde kendi adı yazılı bantlardan birini takarak çıktı. Sahnenin ortasındaki mikrofonuna ağır ağır ilerlediği sırada, İstanbul seyircisi onu güçlü bir tezahüratla karşıladı. İlk 3 şarkı icra edildiği sırada ben tam olarak ne olduğunu anlayamadım desem, sanırım abartmış olmam. 
Resim yazısı ekle
  Stevie Wonder'ın 14 Eylül'de İstanbul'da konser vereceği ilan edildiğinden beri, beni saran heyecan şimdi de ağzı açık ayran budalası gibi etrafa bakmama neden oluyordu. Konsere gelmeden önce gördüğüm herkese Motown günlerini anacağımızı söylemiştim. Duyanlar ne anlamışlardı bilemiyorum ancak ben, Stevie Wonder'la birlikte İstanbul'dan Michael'a göz kırpacağımızdan emindim. Nitekim kendisi de 'Micheal'ı anmadan olmaz' diyerek 'The Way You Make Me Feel'i söylemeye başladığında çocuk gibi sevindim. Sahnede onu en az benim kadar seven ve benden şanslı olarak şahsen tanımış biri vardı. Küçükçiftlik Park'taki 9 bin kişi şarkıya kah dans ederek, kah söyleyerek eşlik etti. İnanın bana Stevie de, seyirci de paylaşmış olduğum videodaki performanstan çok daha iyiydiler. Ardından da 'Michael Jackson, Michael Jacksonnn' diyerek seyirciye ritm tutturdu.


      Konser sırasında yaşadığım en mutlu anlardan biri Stevie Wonder'ın 'It's all about love. Don't talk about it, just be about it' diyerek, tıpkı sevgili Michael gibi sevgiden çekinmeden, içinden geldiği gibi söz edebilmesiydi. 9 bin kişiye de aynı sözleri üst üste onlarca kez söyletti.

    Stevie Wonder'ı izlerken, yanıma ufak bir kız çocuğu yanaştı, elimden tuttu. Ben de ona gülümsedim. Birlikte yıllar önce dinlediğimiz şarkılara eşlik ettik. Beş yaşındaki Audrey benden daha keyifliydi zira seyirci de, arka sıralardakilerin görebilmesi için ekranları bir zahmet az daha yükseğe kurdurmamış olan organizatörler de onun umurunda değildi.
     Kızı Aisha'dan dinlediğimiz balladın ardından, Stevie 'My Cherie Amour'u söylerken, herhalde 13 yaşından beri süregelen kariyerinin en komik ve talihsiz anını yaşayarak mikrofona geğirdi. Öyle ufak tefek, kimselerin fark etmeyeceği bir sesten söz etmiyorum. Ancak ne seyirci Wonder'ı garipsedi, ne de kendisi bu olayın keyfini kaçırmasına izin verdi. Hadise Türk yemeklerine alışık olmayan Stevie Wonder'ın hassas midesine bağlandı, bitti. Mükemmel orkestrasıyla şarkıları çalıp söylemeye devam ettiler.


      Stevie Wonder'dan canlı canlı Bob Marley için yazmış olduğu 'Master Blaster'ı, 'Overjoyed'u, 'Don't You Worry About A Thing'i, 'Signed, Sealed, Delivered, I'm Yours'u , 'Sir Duke'u, Marvin Gaye'in 'How Sweet It Is'ini, doğumgünü yaklaşmakta olan John Lennon'ın 'İmagine'ını, 'Superstition'ı, 'Happy Birthday'i, 'Higher Ground'u dinledik. 'You Are The Sunshine Of My Life'a karşı seyircinin ilgisizliğine tepkisiz kalamayan Wonder, 'Madem öyle alın size!' dercesine şarkının orta yerinde 'I Just Call To Say'e geçiş yaptı. Seyirci de lapin gibi atladı nitekim, yüzlerde bir gülümseme hep beraber seni seviyorum demek için arayacağımız kişileri düşünmeye daldık. Wonder da 'İstanbul I just came all the way to sing for you' diyerek bizleri şereflendirdi.

    Bir ara saçlarına taktığı şeytan minarelerine dikkat kesildim. Gülümsedim. Çocukken Marmara Adası'nda dalıp da denizden çıkardığım, pek sevdiğim, ancak neredeyse varlıklarını unuttuğum şeytan minarelerini hatırlattığı için tuhaf bir hisle doldum. Benimle birlikte yüzlerce kişinin kendi kişisel tarihlerine yaptıkları yolculuğun, onlara da hüzünle karışık bir mutluluk vermiş olduğundan eminim. Bu nedenle 40. yaşını kutlayan İKSV'ye ve 5. İstanbul Caz Festivali'nden bu yana 'Garanti Caz Yeşili' markasıyla onlara 15 yıldır destek veren Garanti Bankası'na, yakında Türkiye'ye geleceğini söylemesinin üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen, Stevie Wonder'ı bizlerle buluşturdukları için teşekkür ederim. 
    Konserin en çok eşlik edilen şarkılarından 'Isn't She Lovely', bisin ilk şarkısıydı yanlış hatırlamıyorsam. Çocuklardan söz etti Wonder, onların değerinden. Bir ara da İstanbul'da tekrar 2 konser vermek istediğini söyledi; bir tanesi engelliler yararına, bir diğeriyse sadece kendi keyfi için. 'Another Star' ve 'I Wish'i de dinledikten sonra, Stevie Wonder ve orkestrası sahneyi terk etti. Bir grup seyirci ise rodiler enstrümanları toplarken bile tezahürata devam ettiler.



    Sesi değil, performansı da değil, heyecanı hiç değil ama ne yazık ki yüzü yaşlanmıştı Stevie Wonder'ın... O nedenle yurt dışında ya da umarım içinde yakınlarda bir konserine denk gelirseniz, yaşayan bir efsanenin varlığına şahit olmaktan kendinizi mahrum etmeyin derim. Bir de; sen arayı açmadan, yine gel Stevie Wonder!
     
      
    
     
        

9 Eylül 2012 Pazar

Emel Sayın - Kuruçeşme Arena 08.09.2012

 8 Eylül gecesi Red Hot Chili Peppers konseri için santralİstanbul'da olacağımı zannettiğim günlerde, Kuruçeşme Arena'da aynı gün Emel Sayın konseri olacağı haberini aldım. Düşündüm, taşındım; babamları da yanıma alarak dünya gözüyle Emel Sayın'ı sahnede kanlı canlı görmeyi, RHCP'ye tercih ettim. 'İyi ki de öyle yapmışım' diyorum şimdi.
  RHCP tayfasından gelen haberlere göre, kendilerini bir Blue-ray konser DVD'si alıp, dev ekranda seyretmek, en azından 1. kategoriden bilet alıp da elalemin ensesini seyretmekten iyiymiş. Nitekim, Emel Sayın'ı herhangi bir suretle DVD'den seyretmek de mümkün olmadığından; esasen bana sorarsanız aslında ben 'kaçırılmayacak bir deneyim yaşayan' oldum. Türk Sanat Müziği'nin en güzel kadını sahneye çıkarak Abdülkadir Meragi'nin 700 yıl önce bestelediği ilk musiki eserlerinden birini icra etmeye başladığında, ben de 'Sultan-ı Yegah' olduğum iddiasını kanıtlamış oldum.

   Babaannem ve Öztürk Dedemle pazar günleri gittiğimiz pikniklerin, Müberra Teyze'mle çıkılan tatillerin fon müziğiydi Emel Sayın. Arabalarda teyplerin olduğu, kasetlerin döne döne dinlendiği 80'lerin sonu, 90'ların başlarında şansa dinledi bizim nesil Emel Sayın'ı, Nalan Altınörs'ü, Zekai Tunca'yı. Osman Yağmurdereli'nin yapımcı değil şarkıcı olduğu, biri birilerine bakıp durduğu zamanlar. Çocukluk... 
   Emel Sayın 8 Eylül gecesi sahneye üzerinde Zuhal Yorgancıoğlu'nun İzmir'den gönderdiği antika kaftan ile çıktı. Yorgancıoğlu yolladığı kaftanın değerinden bahsederken kullanmış bu sözü; 'antika'. Emel Sayın da 'Antika mı? Aaa bak antika bana çok yakışır' demiş; 'İçi dışı antika dedim, öyle de oldu galiba' diyerek Arena seyircisini de ilk kahkahalarına boğdu. Emel Sayın'a sahnede Garanti Bankası Türk Sanat Müziği Korosu ile Beyoğlu Klasik TSM Derneği üyeleri  'gönüllü' olarak eşlik ettiler. Gözlerimin Selçuk Tekay'ı şef olarak aradığı gecenin kurmayı ise Namık Taşpınar'dı.

   İlk genç kızlık günlerimden bu yana su içerken kendi kendine şaha kalkan küçük parmağımla, dans ederken ahenkle hareket eden ellerime ilham veren kadın olduğunu düşündüğüm Emel Sayın ilk 3 şarkısını peşpeşe icra etti. Gönlüm ondan 'Eller eller'i de canlı canlı dinleyebilmeyi dilerdi. İkinci eser Hacı Tahsine Hanımefendi'nin 'Erler Demine Destur Alalım' isimli ilahisiydi. Emel Sayın bu eseri icra ederken, sahnede semazenler de sema ettiler. Üçüncü eser ise Dede Efendi'nin TSM'nin ilk valsi olan 'Yine Bir Gülnihal'iydi. 
       Emel Sayın üzerine daha 'çağdaş' bir şeyler giymek üzere kulise gittiğinde, biz de korodan 'Nihansın Dideden', ' Darıldın Mı Cicim Bana' ve 'Açılan Bir Gül Gibi'den oluşan potporiyi dinledik. 
    Ülke olarak yaşadığımız bu acı, hüzünlü günlerde sahnede oluş nedenini, seyircisine sevgi ve saygısını göstererek ' Öyle mutlu oldum ki sizleri görünce, siz geldiniz ya, ben de onun için buradayım' diyerek dile getirdi. Sahnede hanımefendiliği, güzelliği, zerafeti, nezaketi ve billur gibi sesiyle bir Diva duruyordu. Öyle ki Emel Sayın'ın sahneye dönerek seslendirdiği dördüncü şarkı olan 'Menekşelendi Sular, Sular Menekşelendi'yi dinlerken gözyaşlarıma hakim olamadım. Sonradan internetten yaptığım araştırma sonucunda şarkının bir Vecdi Gönül, Saadettin Kaynak ortak eseri olduğunu öğrendim. Zaten Saadettin Kaynak çocukluğumdan beri tabir-i caizse gönül telimi titretir, durur. 

   
   Seyircilerin arasından fırlayan, orta yaşın üzerindeki bir kadın izleyici 'Seni çok seviyorum ben, senin için Sivas'tan geldim' diyerek yüzümüzü güldürdü. Emel Sayın seyircisinin sevgi gösterisini de, sanki Prenses Sissi'ymişcesine karşıladı. Öyle nazik, kibar, şefkatli... Aklıma annemin, bundan yıllar önce sahip olduğu Akatlar'daki Zeyno Mantı günlerinde Emel Sayın'la bir arkadaşlıkları olduğu geldi. O arkadaşlığın kıyısı, köşesinden hiç kendisiyle tanışmamış olduğuma çok üzüldüm.
     'Kalbe Dolan İlk Bakış Unutulmaz, Unutulmaz' ile 'Rüyalar Gerçek Olsa'yı ardarda dinlerken, denizcileri güzel sesleriyle büyüleyen sirenler geldi aklıma. Ancak sirenler, sesleriyle büyüledikleri denizcilerin gözüne güzel görünürlerdi. Oysa ki Emel Sayın güzeldi, gençken olduğundan bile güzeldi; çok güzeldi.  'Kalamış'ı belki de milyonuncu kez dinlerken, 'İstanbul'u sevmezse gönül, aşkı ne anlar' sözlerini bir kez daha iliklerime kadar hissettim. Aradaki gazeli de Adnan Yavuzer, en az Zekai Tunca kadar güzel icra etti. Böylelikle de konserin nihavend makamından şarkıları sona erdi. Herkesin çok sevdiği beyati eser 'Benzemez Kimse Sana' ile konser devam ederken, bu gece burada olduğum için kendime teşekkür ettim. Bir Cem Karaca'yı, Müzeyyen Senar'ı, Zeki Müren'i hayatlarına denk gelmişken bir kez olsun seyretmemişliğin pişmanlığını, Emel Sayın için hissetmeyecektim. Ne güzel! :) 




      Konser esnasında Emel Sayın'a çiçek veren minik Zeynep'le aralarında geçen dialog sayesinde kendisinin bir 'Yalan Dünya' izleyicisi olduğunu da öğrenmiş olduk. Öpücük faslı sırasında minik bir Orçun taklidine bile şahit olduk. 'Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım'ın ardından, 1986 yılının Aralık ayında piyasaya çıktığında bir 'Oynama Şıkıdım Şıkıdım', bir 'Şımarık' kadar büyük bir hit olmuş olan 'Yağdır Mevlam Su'yu seslendirdi.  Bu vesileyle eğer bu yazıyı okuyorsanız ve Sezen Aksu'nun 'Sen Ağlama'sının sözlerini bile bilmeyecek kadar küçük yaştaysanız, o dönemin bir diğer hiti, Zekai Tunca'yı, Zekai Tunca yapan 'Kanımda Kıvılcım'ı da bir dinlemenizi tavsiye ederim. 
     Ben konsere giderken içimde her nedense Tarkan'ın sahneye çıkacağı gibi bir umut besliyordum. Bu pek tabii ki,  Tarkan'ın yıllar önce Rumeli Hisarı'nda verdiği ve benim kaçırdığım için yıllardır babamı affetmediğim konserdeki 
performanslarından beri beklediğim bir andı. Ammavelakin muradıma eremedim. Emel Sayın bir sürprizden bahsederken pek bir heyecanlandım ama Pop Müziğin 'Prensi' sözleriyle anılan kişinin Tarkan olamayacağı aşikardı. Yıkılmadım, merakta kalmayın ayaktayım. Sahneye güzel ses rengi ve şirinliğiyle Yalın çıktı, Emel Sayın'a hayranlığını dile getirdi ve bir klasik olarak 'ben şu kadarcıktım'lı cümleleri kurdu. Ancak onun cümlesi 'Artık atabildiğim kadar boy attım. Zaten bu kadarım' diyerek minikliğini daha da bi şirinleştirdi. Beraber Selami Şahin bestesi 'Muhtacım'ı söylediler.


    Türk Sanat Müziği şarkı listelerinin olmazsa olmazı 'Çile Bülbülüm Çile'nin ardından, moda tasarımcısı Tanju Babacan'dan, kendisi için yaptığı kasığına kadar yırtmaçlı elbiseyi böyle bir zamanda giyemeyeceği için özür diledi. 'Hepimizin içinin bu elbise gibi olduğunu biliyorum' dedi üzerindeki yarısı siyah, yarısı beyaz elbiseye gönderme yaparak; 'İçimizin bir yanı karanlık, bir yanı aydınlık. Ancak her karanlığın ardından elbette bir aydınlık gelir. Gelecektir.'
      Bu andan sonra Emel Sayın'ın hepimiz için gönlümüzde başka bir yere sahip olmasına sebep olan Yeşilçam günlerini anmaya geldi sıra. Emel Sayın, Münir Özkul, Tarık Akan, Ediz Hun, Cüneyt Arkın gibi isimlerle beraber tam 15 filmde oynamış. Ancak bu 15 film için tam 100 şarkı bestelenip, söylenmiş. Bu konser için de o şarkıların içinden hangilerini seçeceklerine, kendisine çok teşekkür ettiği Taşkın Sabah'la birlikte karar vermişler. Emel Sayın kendisini Kemal Sunallar, Metin Akpınarlar, Zeki Alasyalar, Hulusi Kentmenlerle birlikte oturup kalktığı için kıskandığımız yetmiyormuş gibi, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Metin Erksan'la anılarını anlatarak beni iyiden iyiye krize soktu. Metin Erksan inatla bir otriş iliştirtirmiş Emel Sayın'ın elbisesinin üzerine, illa bir çicek kafasına. O sade elbiselerin üzerine olsun, bir renk olsun diye eklenen aksesuarlar nedeniyle o filmlerde hep rüküşümdür dedi ve o filmlerin şarkılarını söylemek için 'rüküş' oldu. Rüküş olması için omuzlarına bir otriş atılırken, kulisten elinde çiçekler ve bir fırça ile, çocukluğu Bağdat Caddesi'nde geçen benim için oldukça nostaljik bir karakter olan Kırık Tarak Ali çıka geldi. Emel Sayın'ı 'My Fair Lady'de Eliza Doolittle'ın dönüşümünden önceki haline çevirdiler.
     Film müzikleri rahmetli Yıldırım Gürses'in 'Feryat'ı ile başladı. Ekranda filmlerinden sahneleri izlerken 'Yalancı Yarim', 'Feride', 'Rüzgar', 'Öyle Sarhoş Olsam Ki', 'Gülizar', 'Tövbeler Tövbesi' ve 'Senden Başka'yı dinledik. Burada sizlerle bir anekdot daha paylaşmak istiyorum; Feryat isimli Cüneyt Arkın yönetmenliğindeki filmde bir sahne vardır; Emel Sayın, Cüneyt Arkın'ın kafasına kütükle vurur. Ancak tuhaf biçimde sahnede Cüneyt Arkın'ın suratında hiç bir ifade yokken, Emel Sayın'ın canı yanıyor gibidir. Meğerse bunun bir sebebi varmış! Cüneyt Arkın gerçekçi olması için Emel Sayın'ın kafasına kütükle gerçekten vurması için ısrar etmiş, sonunda da ikna etmiş. Emel Sayın Cüneyt Arkın'ın kafasına kütükle gerçekten vurunca, yarılan başından akan kanlar da gerçekmiş.

' Alkışlar benim için en güzel musikidir'

       Konserin kapanışı, fişekli, ateşli, dans şovlu 'Mavi Boncuk' ile gerçekleşti. Ancak seyircinin çoğunluğu  ne yazık ki yine 'bis' den bir haberdi. Emel Sayın sahneyi terk etti, bir daha da geri gelmedi. Beni, oturduğum yerde büyülenmiş biçimde bıraktı, gitti.
      

20 Temmuz 2012 Cuma

Sezen Aksu Acoustic Band - Harbiye Açıkhava Tiyatrosu

Konser öncesi Park Cafe'de hasret kaldığımız
 alkollü biraya kavuşuyoruz :) Sarı ojeli parmakların
sahibesi Ozcadısı
- C Orta blok, 6. sıra... 
- Numaranız?
- 18-19?
- Aah tabii buyrun! Bizim yerimiz bu tarafmış pardon yer değiştirelim.

  3 tane 19'luk genç kız ayaklanır. 2 genç kadın ilerler, yerlerini bulur ve oturur. Ozcadısı heyecanlı;
- Ayy yerimiz süper! Valla teşekkür ederim arkadaşım!
- Bir şey değil. Yani biliyoruz sonuçta. Hesap ettik, 6. sıra. Kimsenin kafasını izlemeden direk sahne.
- Senin kaçıncı bu?
- Bilmiyorum yani saymadım. En çok Tarkan, sonra Teoman ve Sezen. Ama hayatımda gittiğim ilk konser O'nundu. Babam Ajda Pekkan diye ona götürmüştü.
- Ahahah!!!

  30. yaşlarını sürmekte olan 2 genç kadın heyecan içinde yerlerini alır. Bu yaz çok özel bir yaz; hayatlarında ilk kez Madonna'yı izlerken yanyanaydılar. Beraber ilk Sezen'leri de ardı sıra geldi işte.  Aylardan Temmuz, Temmuz'un 18'i. 

                      *                                                  *                                              *
Fahir Atakoğlu sahnede
  Sahne bana, ben sahneye bakıyoruz. Valla bilfiil kesişiyoruz kendisiyle.  'Az dur, sakin ol' diyor bana. Eyvallah dememe vakit kalmadan Fahir Atakoğlu piyanosunun başına geçiyor. 'Burası başka' diyorum kankama; 'Başka işte!' Ozcadısı'nın yüzünde emin misin ifadesi; 'Hisar?'. 'E tabii Hisar da başka ama Hisar bitti'.     
  Sahnenin sol arka sırasında Cihan Okan; CİHAAAN OKAAANNN!!!! :))) ( Yani ne var bunda bu kadar sevinecek Sezen Aksu sahnesinde Cihan Okan'ı görüp, şaşırdın mı demeyin. Sevdiğiniz bir insanı her görüşünüzde siz de mutlu olmaz mısınız?)
  Kimse benden setlistten gayrı kronoloji beklemesin. 25 yıldır ağzı açık ayran budalası gibi takip ettiğim kadının sahneye çıkmasını bekledim önce, sonra da gözümü kırpmadan seyrettim onu. Derken orkestra Atakoğlu'na eşlik etmeye başladı; 'Gülümse'. Sezen Aksu sahnede.
  'Gülümse'yi, pür telaş 'El Gibi' takip etti. Ardından 'Bırak Beni'. Herşey ne güzel, ne hoş derken arka sıralardan ilk sinek vızıltısı kulağıma çalındı; 'Ayy bu ne böyle hep bunalım şarkılar mı söyleyecek'. 'Buraya da geldiler artık' diyorum. Buraya da geldiler. Geç bunları!
   Sezen Aksu başlıyor muhabbete. Anlatıyor işte bakın diyor bu böyle ağlak bir gece olmayacak... Hatta acaba gülmekten altınıza eder misiniz diye şüphelerim var. Bir Sezen kahkahası patlıyor arkasından. Sonra yıllardır aşina olduğum o vurgu, o tonlama başlıyor anlatmaya...

i-Phone'un geniş açı kamerasına, burnumun dibinde şarkı söyleyen Sezen'i, Fizan'dan izlediğim sarışın bir kadın olarak fotoğrafladığı için teşekkürü bir borç bilirim. 

- 37 yıl oldu. Kaçıncı kuşaksınız siz? Kaç tane cumhurbaşkanı oldu? Bilmiyorum, saymadım. Ama siz bana hep çok iyi geldiniz. 
   
   'Hadi Bakalım', 'Değer Mi?'. Şarkıların aralarında orkestra üyeleri solo performanslarını sergiliyor. Bir ara Sezen 'Ci-han!' diyor. Hoop, başlıyorlar 'Çi- çi- nii- na- ne -ni-çiiiii ni-na-neeee' diye Bollywood müzikaline :) 'Gidiyorum', ardından 'Şinanay'. Sezen sahneyi Cihan Okan'a emanet ediyor; 'Dedikodu'. Devir teslimin ardından 'Adı Bende Saklı'. 

- 18 yıl önce yazdığım şarkı durduk durmadık yere popüler oldu. Neyse ki yaşadım da gördüm. Ölebilirdim de yani! 

   'Hakim Bey'. Sağ tarafımdaki 19'luklardan biri konserin başlarında kulağıma yanaşıp 'İyi ki sizin yanınıza denk düştük, ne güzel' diyor. Hakim Bey başlayınca pek şaşırdılar; 'Aaaa!!!' diye çığlıklar falan. Döndüm 'Siz Kuzey Güney'den biliyorsunuz değil mi?' dedim. 'Evet ya çok şaşırdım' dedi. 
    Ozcadısı Memet Ali Erbil'in protokolde en önde, en ortada oturduğunu gösterdikten az sonra, Sezen ona da laf attı;

- Biz Memet Ali'yle çok uzaktan, uzun zamandır akraba sayılırız. Mithatcan'ın babası, Mehmet Ali'nin 2. karısıyla evlenmişti. Sonra saymadım daha başka neler oldu? 'Senin kocaların, benim karılarımdan ne istiyor? Bak valla tenhalarda dolaşma elimden bir kaza çıkacak' dedi bana.

    Kadeeer, Kahpe Kadeeeer ağlarını ördün müüüğğğğ, yaaardaaaağğnnn yok hiç haber, yar kaldın mı, döndün mü??????
                      *                                                 *                                                       *
    Konserin birinci yarısı böylece sona erdi. Işıklar açıldı. Klasik Harbiye Açıkhava halleri; suuuu,su isteyeeen, Alaska Frigo, Alaska Frigo. Birbirlerini sabah iş yerinde görmemişcesine 'Ayy canım naber?' samimiyetsizliğindeki teyzeler hiç eksik olmaz ön saflarda zaten. Hele bir de konser popüler bir Türk sanatçısınınsa. Seyir yerlerinde sigara içme yasağına, Harbiye'de fifty/fifty uyuluyor. Merdiven biletlerinin tükendiği konser alanında eline sigarasını alan doğruca basamaklara. Biz de bir sigara yakalım mı ki, herkes içiyor herhalde sorun yok derkene ön cephelerden bir panter üzerimize atlıyor. Tamam problem değil, haklısınız söndürelim diyoruz. Ama anlıyoruz ki onun derdi sigaramızın dumanı değil, onun derdi başka. Bambaşka. Allah sağlık versin diyorum ben. Ozcadısı daha mantıklı 'Allah'tan bir dilek hakkım varsa onun sağlığına harcayamayacağım'. Doğru, banane be! Kendi siniri içinde kemirsin kendini bitirsin. Di mi ama?
    
                      *                                                 *                                                       *
    İkinci yarı 'Unuttun Mu Beni?' ile başlıyor. Bizim ellerinden cep telefonlarını bir türlü bırakamamış ve zannediyorum ki ilk yarının şarkılarının çoğunun, ben 7 yaşımdayken piyasaya çıkan 'Sezen Aksu Söylüyor' albümünden oluşmuş olması nedeniyle aval aval sahneyi seyretmiş kız çocuklarında bir kıpırdanma başlıyor. :)
Kendi 19 yaşımı düşünüyorum; bizim Audrey 19 yaşındayken, anasının 7 yaşında olduğu zamanlar çıkan şarkıları biliyordu işte! 
   'Dön Dayanamıyorum Artık', ' Son Sardunyalar'. Derken hazır koltuğuna oturmuş olan Sezen, eteğini sağından soluna doğru atıverecekken, bacağının kenarı hafif açılıverince, başka bir anıya geçiyor;

- Muhafazakar kesimin çoğunlukta olduğu bir konserdeyiz. Önümde bakanlar falan. Benim de bir tane elbisem var yine böyle yırtmaçlı ama üzerinden de başka bir parçası var. Ben böyle geldim, karşımda Bakan otururken benim yırtmaç açılmasın mı? Hemen diğer parçayı üzerine koydum, Bakan'a da dedim ki' Sayın Bakanım ben aslında başımı kapayacaktım ama şeyim daha önemli'. Dedim bunu, valla aynen böyle dedim. 

   Sohbetin ardından solo performanslar içinde beni en çok etkileyen baterist Jarred'ın şovu başladı. Ben bir ara kendimi hoop Sude'ye, Tenna'ya falan girecekler diye kaptırdım ama olmadı. Jarred bendiri 'öt-tür-dü'! O kadar söylüyorum. 'Yaz Bitmeden', bir grup seyircinin ekstradan aşka geldiği 'Seni İstiyorum'. Derkeeen Sezen sahnede Madonna'cılık oynamaya başladı. 

- Hayır ben çok üzülüyorum. Aslında çok esnek bir kadınım, hiç gösteremiyorum size. Ama işte Türkiye'de imkanlar kısıtlı, prodüksiyon falan. Yoksa ben de istiyorum parendeler atayım, atlayayım, zıplayayım. Ama şimdi benim şarkılar da pek müsait değil.

   Madonna'nın ilham kaynağı olduğu komedi şovunun ardından Meral Okay'ı anıyoruz 6 bin küsür kişi; 'Vay yine mi keder? Ama artık yeter, yine kapıda kara geceler. Vay çileli başım ortasında kışın, iyice beter'. 
    Başka kimlerin aklına onlar düştü bilmiyorum. Önce Uzay, ardından Onno Tunç, Aysel Gürel, Meral Okay... Hiç tanışmadığım ama ölümleri ile kader çizgimden silindiğini hissettiğim güzel insanlar... Bir başkasının ölüm haberleriyle anlık üzüntü duyduğu, benim yıllardır 'kaçan, giden, hiç yaşanmamış olanlar' nedeniyle yaslarını tuttuğum insanlar.
   'Ünzile'; Sezen'in gözünde iki damla yaş.
   'Ben bunu hakedecek ne yaptım bilmiyorum?' dedi durdu. Hatta erkek kardeşi de, eşi Şule'ye soruyormuş; 'Yahu bunca insan kardeşimi neden bu kadar çok seviyor?' diye. Seyircilerin arasından birisi 'Kraliçe' diye yırtıyor gırtlağını. Sezen dönüp hafiften kalaylıyor ' Ayy hiç sevmiyorum böyle şeyleri. Ne Kraliçesi, neyin Kraliçesi?' diyor. Aklıma Lütfü Kırdar'da Tarkan'la Amatem yararına verdikleri konser geliyor; Tarkan'ın 'Kraliçe'yi ağzından eksik etmediği anlar... 'Gönüllerin Kraliçesi' diyorum içimden. Sezen tek tek her birimizin gönlünden geçeni duyuyor.
   Derkeeen Suzan Kardeş ve set arkası ekibi karikatürize edilmiş Karadeniz kıyafetleriyle sahneye çıkıyorlar. Nurcan Eren yanık yanık 'gelinim ağlaaaur yaşli yaşliii' diye 'Ben Annemi İsterim'i söylemeye başlıyor. Konser ilk olarak 'Her Ayrılık Bir Vurgun'la da son buluyor. O ne demek öyle demeyin. Öyle işte.

                          *                                                 *                                                    *
    Küçücük çocuktum, Harbiye'ye gelirdim müzik dinleyeceğim diye. Genç kadınlığıma geldim, Açıkhava'nın hayatımdaki yeri hiç değişmedi. Ancak ne yazık ki konser izleyicisi çok ama çok değişti. Bunu sermayenin el değiştirmesine bağlıyor benim zihnim. Soldan sağa, sağdan sola geçen sermaye değil sözünü ettiğim. İstanbullu, Anadolulu ayrımı hiç değil. Benim sözünü ettiğim oturmasını kalkmasını, adab-ı muaşeret kurallarını bilmeyen, genel kültür yoksunu mühendis, avukat, doktor, finanscılar. Cüzdanlarını şişirmeyi becerebildikleri ölçüde, kendilerini geliştirmeyi becerememiş 'andavallar'!
  Sezen Aksu hali hazırda sahnedeyken, sahneye kıçlarını dönüp çıkışa yönelen 'dana'lardan bahsediyorum. Bu danalar Sezen'i dinlemiş, dinlememiş, güzelim gecenin tadını çıkarmış çıkarmamış banane. Ama kardeşim artık her yerdeler, çok yüzsüzler ve cehalete övgünün ayyuka çıktığı günümüzde bir de üzerine küstahlar! 'Hoop nereye gidiyorsunuz, daha bitmedi' diyen Sezen'e omuz üzerinden bakıp yoluna devam eden yaratık, benim kromozom dizilişim seninkiyle bir olamaz! Kabul etmiyorum!
   Ben bu görgüsüzler nedeniyle tam bir adrenalin dalgasına kapılayazmışken :), arka sıradaki 60 yaşlarındaki bir çift omzuma dokunarak Ozcadısı ile beni 'Gecenin en çok eğlenen ikilisi' ilan ettiler. Adrenalin metabolizmamdaki yerini seratonine, efenim endorfine bıraktı.

                        *                                                  *                                                       *
   Ruhsuz, duygusuz, otopark sırasını müzik ziyafetine yeğ tutan grup aramızdan ayrıldıktan sonra geriye kalan 6 bin ancak küsürü daha az kişi çığlıklar ve alkışlarla Sezen Aksu ve orkestrasını geri sahneye çağırdık. Sezen de bize;
- Kaybolan Yıllar
- Kaç Yıl Geçti
- Sen de Benim Hatalarımdan Birisin
- Biliyorsun
- Sen Ağlama
- Geri Dön
- Beni Unutma
- Haydi Gel Benimle Ol 'u söylediiiii.....

   Bu sırada seyircilerin arasından bir delikanlı kendini ön saflara atarak 'Sezen hayatımda en çok istediğim şey seninle bir kez beraber şarkı söylemek'dedi. Evvelsi akşamki Sharon Jones tecrübemden sonra 'Amanın çıkacak sahneye' anksiyetesi yaşadım. Hayır bana ne oluyorsa? Adamın mutluluğu, neden beni mutsuz edecekse? Neyse Sezen önce ohoo kaç yaşındasın sen daha çok yaşarsın, arkasından da senin boyunda adamı ben sahnede yanıma alır mıyım diyerekten delikanlının isteğini geri çevirdi. Muhtemelen o epey üzülmüştür. Ammavelakin benim gibi yüzlerce kişinin o sahneye çıktığı an 'Neden ben değil! Neden o?' diye çocuk gibi dudak büküp, küseceğimize (kime, neye? :) ) eminim. ( Ben küserdim işte banane, neden ben çıkıp şarkı söylemiyorum Sezen'le de o söylüyor. Cık cık cık!)

   Konserin ikinci kapanışı da böylece gerçekleşmiş oldu. Yine bir nümayiş, bir alkış kıyamet. Fahir Atakoğlu sahneye attı kendini önce 'Hadi az daha bağırın' dercesine tempo verdi. Derken Sezen Aksu Team tekmili birden sahneye çıkarak 'Arkadaş'ı söyledi. Ben ardından belki 'Lal' de gelir diye bekledim; 17 Temmuz gecesinin öyle sonlandığı kulağıma çalındığından. 'Lal' gelmedi.

Orkestrası, set arkası, sanat ekibiyle birlikte tekmili birden ;'Team Sezen Aksu'

                        *                                                                            *                                                                 *

Konser organizasyonu için Beşiktaş Kültür Merkezi'ne ve sevgili Yaşar Gaga'ya teşekkür ederiz. 


- Bunu da hallettik! Sonunda!
- Di mi ya?
- Evet evet çok verimli bir yaz oldu.
- Şimdi önümüzde bir RHCP mevzu var.
- Ama bak bizim ikimizin birlikte izlememiz gereken bir kişi daha var.
- ?
- Robbie.
- Ya evet ya. Gelmese de biz ona gidelim!